Ankara Durağanlığın Başkenti…
Devlet Tiyatroları diye bi kurum var… Unuttuğumuz , esgeçtiğimiz , takip edilmemekden de şikayetci olmayan çoğu Tv’den aşinası olduğumuz profesyönel oyuncularıyla , batı standartlarında oyun ve sahneleri ile kimbilir sadece kemikleşmiş bikaç izliyicisine ayakda alkışlanan bi kurum…
Üstelik biletleride dört lira !

Sadece o salonda bulunan bi kac yüz kişi için , yinelenen her canlı performansın , sahne akışının , Tiyatro işletmesinin yani koca bi kurumun sırf bir kaç kişi daha lütfedip de teşrif etsin diye belirlenen fiyat bu dört lira…
Her kanalın “Prime Time”da 2 dizisi, hafatada 150 yakın dizi projesiyle evlere kilitlenmiş kapatılmış kıstırılmış , Televizyon Makinesine “Diyaliz gibi” bağlı halkımın gözlerine sokarcasına Gazetelerde manşetten yayınlamasalarda programlarını , “isteyenin arayıpda bulabilceği” yerlerde sahlenen oyunlar.
Yer varmıdır yokmudur diye kaskatı kesilen endişelerinize soğuk su da döküyor internet sitesi..Yerinizi kendiniz seçip biletinizi “online” alıyorsunuz. Yani ; zahmet edip gişeye gittiğinizde kimliğinizi göstermeniz kafi bir düzen de var üstelik..
Bu Salıya kadar şikayet ediyordum Ankara’ya Ankara’yı… Anladımki :
“Ankara da yaşamanın durağanlığı , olanaklarını değerlendirememekle sınırlıymış…“
Ve bunun derinliğinde , Tiyatro sahnesinin tozuyla bi parça dinlenen , keyiflenen ve hatta yeşeren standartlarım , “CSO” ve nice kurumlarımızın varlığına duacı olmama , devletimizce desteklenen bu kurumların , geçmişten Atatürk’den bugüne sahip çıkmakda bir nefes boş durmamamız gerekliliğine yeniden kavuşturdu beni…
“ve yine içime çektim seni Ankara
Derin bi soluk aldım
O Salı
Farklıydı ,
Her zamankinden … “
Bu Yazıyı Yazdır





Tiyatro… insani insana insanla veren sanat…bu aralar tum toplumun bir kat daha fazla ihtiyaci var tiyatroya…yine dogru zamanlama..
ha unutmadan O sali gercekten farkliydi :))
Ah be yaa bir de Çayyolu’ndan gece 11 buçukta eve gelebileceğim lpgli bir springim olaydı:)
Forza Akün:p